Karaula | Sınır Karakolu | 2006
Karaula (2006)
…Sınır Karakolu…

Yugoslavya’nın dağılmasından sonra çekilmiş Yugoslavya’yı oluşturan tüm ülkelerin bir şekilde katıldığı, hani bir halt yedik bari bu filmi çekelim türü bir (….) ilk yansıması olma özelliğine sahip Karaula bizim çokça alışık olduğumuz bir konu olan askerlik üzerinden söyleyeceklerini rüzgâra katıyor. Rüzgâr olmuş-bitmiş onca şeyin üzerinden esiyor, ve kokusunu getiriyor bize kardeşlik gibi, dostluk gibi, aşk gibi, aldatmak gibi, özlem gibi, masumiyet ve delilik gibi, sevecenlik ve illa aşk gibi güzel şeylerin. Biz sabah bilmem kaç nöbetinde ayakları uyuşmuş halde güneşin doğuşunu hayranlıkla izleyen bir nefer oluyoruz bir anda, gördüğümüz ilk köylü güzeline gönlümüzü kaptırıyoruz. Biraz da çalıyoruz hayatlarından.
Konumuz küçük bir sınır karakolunda geçmektedir. Zamanlarını yok şafaktı, yok mehtaptı, yok sevgiliydi diye geçirmekte olan askerlerin hayatları komutanlarının bir gecelik bir ilşkiden frengi kaptığını öğrenmesiyle değişir. Durumunu güzel karısından saklamak isteyen yarı-ayyaş komutanımız Arnavutların savaş hazırlıklarına başladıklarını ileri sürerek karakolu alarma geçirir. Karakolun öenmli bir özelliği, buradaki askerlerin Yugoslavya’yı oluşturan milletlerden müteşekkil olmasıdır. Sırbı, Bosnalısı, Makedonu, Hırvatı aynı üniforma bir birlik altındadır. Ve olaylar, Yugoslavya’nın dağılmadan çok öncesinde 1987 yılında yaşanmaktadır.
Resmi internet sitesinde trajedinin kıyısındaki insanların komedisi diye özetlemişler filmi aslında. Yine internet sitesinde film hakkında yönetmenin söyledikleri bize fimi hangi gözle izlememiz gerektiğini de söylüyor aslında: “Herhangi bir doğal afet, ya da büyük bir yıkım, büyük bir fırtına arefesinde, her zaman mutlak bir sessizlik anı yaşanır. İşte bu mutlak sessizlik anında her şey durur, hiç kimse konuşmak istemez. Bu doğada olduğu kadar toplumlarda da, bütün bir uygarlıkta da böyledir. Karaula böyle bir anın komedisini yapmaktadır.”


Bu duruşun ve bildirinin yanında, onca yaşanan şeyin üzerine olayları hem hiç eleştirmeyerek ağır bir eleştiri, hem de gelecek nesillerin içinde duyacağı bir özlemi birleştirecek bir güç gösterisi gibi durmaya aday bir film olarak göründü bana. Filmin akarken biz insan kılıklı miloseviç’lerin, ve Tito yugoslavyasının yanından o günün olağan akışı içerisinden gayet masumane hallerine teğet geçtiğine şahit olduk. Trajedi ile komedi arasında kurulan ironi, bu ikisi arasındaki farkın sadece bakış açısında saklı olduğunu gösterdi. Ve aslında biz bu ironide insanların garip, anlaşılması güç şeyler yapabileceğini de gördük.
Filmimizde de her şeyin yerli yerinde olması, komedi, dram, müstehcenlik, şamata-makara, eleştirinin filmde de fazlada ön plana gelmeden bir bütün olarak başarılı bir şekilde sunulması konu üzerinde emek harcandığına işaret ediyor. Zirâ Ante Tomic’in “Bizi Hiç Bir Şey Şaşırtamaz (Nothing Can Surprise Us)” isimli romanından, yine Ante Tomic ve yönetmenimiz Rajko Grlic tarafından senaryolaştırılmış. Çok güzel ve detaylı hazırlanmış bir internet sayfası var ayrıca, her şey olması gereken nizâmı içinde, derli toplu. Bütün bunlar bence bir yönetmenlik başarısı. Kaldı ki yönetmenimiz Amerika’da sinema eğitmeni olarak, akademik anlamda çalışmalarını sürdürmekte. Ve işin ilginç tarafı “Kendi Filminizi kendiniz yapın” türü bir film yapım eğitim seti hazırlamış birisi. Yani neresinden bakılırsa bakılsın ilginç ve izlenmesi gereken bir yapım. Türkiye’de de bir festival kapsamında gösterildi diye hatırlıyorum.

Bu boyutttan bakıldığı zaman her bir karakterin, ve her bir olayın altının incelenmesi gerektiği sonucuna varabiliriz. Söylenilecek şeylerin bu satır aralarında, belki bir askerin isminde, belki gün batımında gördüğümüz bir sahnede, duyduğumuz bir şarkıda olduğunu düşünebiliriz, belki de öyledir. Fakat bunların üzerine biz garip bir şekilde sanki bütün insanlar aynı, bütün türküler nesilden nesile aynı şeyleri anlatıyor hissine kapılıyoruz.
Zamanında yazılmış bir filmin kopyalarını yapmaya mecbur dünyanın figüranları olarak anlamak istiyoruz etrafımızda dönenleri. Bu yoldan kaç araba gider, kaç yolcuya uğrak olur bu kervan, kaç sene sürer yolculuk. Bu zavallılığımız mı dünyayı cezbedici kılan? Bu nasıl bir fetişzm sorusu geliyor aklımıza.
Bu nasıl bir dünya?
Güzel, güzel..

Kaynakça:
1- http://www.rajkogrlic.com
2- http://www.borderpostmovie.com/
3- http://www.imdb.com/title/tt0466561/
4- http://beyazperde.mynet.com/film/3606
Kaynak: dp forumları…
If you enjoyed this post, please consider to leave a comment or subscribe to the feed and get future articles delivered to your feed reader.

Comments
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın